MİLLİ TAKIMIN RUHU YOK

Bir zamanlar bir köyde bütün uğursuzluğun yaşlılardan geldiğine inanmışlar. 

Yaşlıları ortadan kaldırmışlar; sonra anlamışlar ki uğursuzluk yaşlılarda değil, onların taşıdığı tecrübeyi yok etmekteymiş.

Millî takımda da gençlik ve yetenek fazlasıyla var. 

Paslar güzel, oyun akıyor, top rakip ceza sahasına kadar sabırla taşınıyor. 

Fakat bütün bu güzelliğin sonunda skor bir türlü gelmiyor. 

Çünkü takımın içinde henüz o pasları gole, mücadeleyi ruha dönüştürecek güçlü bir bütünlük oluşmuş görünmüyor.

Arda’nın üzerine de gereğinden fazla yük biniyor. 

Sanki bütün kilitleri onun açması, bütün topları onun gole çevirmesi bekleniyor. 

Oysa millî takım bir oyuncunun omzuna yüklenmeyecek kadar büyük bir hikâyedir.

Ceza sahasında ise başka bir eksiklik göze çarpıyor: çevik, fırsatı koklayan, savunmanın arasından bir anda sıyrılıp son dokunuşu yapacak gerçek bir santrafor.

Korner geliyor, orta geliyor, duran top geliyor, seken top geliyor; fakat o topu bir kafa, bir ayak, hatta bir röveşatayla filelere gönderecek adam eksik.

Bu noktada Kenan Yıldız’ın yokluğu daha da hissediliyor. 

Onun bire birde adam eksiltme, dar alanda hareketlenme ve hücumda savunmanın dengesini bozma özelliği, böyle maçlarda önemli bir farklılık yaratabilirdi.

Kısacası topu oynuyoruz ama maçı oynayamıyoruz. 

Paslarımız birbirine değiyor, fakat yürekler henüz birbirine değmiyor.

Futbol bazen ayağın değil, ruhun son dokunuşuyla kazanılır. 

Bizimse ceza sahasında o son dokunuşa, tribünleri ayağa kaldıracak o ateşe hâlâ ihtiyacımız var.

Yorumlar