NE...SUS...NE...TAŞ

Susmanın Bedeli
Bir zamanlar küçük bir kasabada, herkese karşı anlayışlı davranan bir adam yaşardı. 

Kimseyi kırmaz, tartışmalardan uzak durur, kendisine söylenen ağır sözleri bile çoğu zaman sessizce içine atardı.

İnsanlar onun bu hâlini önce olgunluk sandılar.

“Ne kadar sakin bir insan.” dediler.

Sonra alıştılar.

Bir gün biri sözünü kesti, sustu.

Başka biri haksızlık yaptı, yine sustu.

Bir başkası sınırını aştı, o yine gülümsedi.

Adam her sustuğunda karşısındaki biraz daha cesaretlendi. Çünkü bazı insanlar, sessizliği nezaket olarak değil, sınırsızlık olarak görür.

Derken adamın içinde görünmeyen bir duvar yükselmeye başladı.

Kimse fark etmedi.

Çünkü bazı kırgınlıklar ses çıkarmaz. 

İnsan bazen bağırarak değil, susarak yorulur. 

İçinde biriken her “boş ver” zamanla bir tuğlaya dönüşür; sonunda insan, kendi hayatının içinde duvarların ardında kalır.

Bir gün yaşlı bir bilge ona şöyle dedi:

“Evladım, bahçenin kapısı hiç kapanmazsa herkes içeri girer. Sonra sen kendi bahçende misafir olursun.”

Adam o gün anladı.

Her şeye tepki vermek doğru değildi; fakat hiçbir şeye tepki vermemek de doğru değildi.

Çünkü bazı tartışmalar gereklidir.

Bazı sözler söylenmelidir.

Bazı insanlara “Buraya kadar.” denilmelidir.

Ve bazı insanlar kaybedilmelidir.

Bu, öfkeyle insan harcamak değildir. Bazen insanın kendisini korumasıdır.

Hayatta herkesle iyi geçinmek güzel bir erdem gibi görünür. Fakat insanın kendisine kötü davranan herkesle iyi geçinmeye çalışması, zamanla kendisine kötü davranmaya dönüşebilir.

Kendine saygı biraz da şunu bilmektir:

Hangi sözü duyunca susacağını, hangi sözü duyunca konuşacağını…

Hangi kapıyı açık bırakacağını, hangisini kapatacağını…

Ve hangi insanın hayatında kalmayı hak ettiğini.

Çünkü insan, her susuşunda biraz daha küçülmez belki; ama gereken yerde kendini savunmadığında, kendi gözündeki değerini yavaş yavaş kaybedebilir.

Bazen bir cümle kurmak gerekir:

“Bunu kabul etmiyorum.”

Bazen bir adım geri çekilmek gerekir.

Bazen de hiç dönmemek…

Çünkü hayat, herkesi yanında tutabilecek kadar uzun değil.

Ve insanın en önemli emaneti, başkalarının gönlünü hoş etmek değil; kendi onurunu, huzurunu ve özsaygısını koruyabilmektir.

Yorumlar