MİLLİ TAKIMDA ROT BALANS

Forma Yetmez


Millî takım Fransa karşısında 1-0 kaybetti. İtalya karşısında ise 27 dakikada üç gol gördük ve maçı 4-1 kaybettik.

Futboldan çok anlayan biri değilim; beni bilen bilir. Ama bazen tribündeki göz, taktik tahtasından daha açık konuşur.

İkinci yarıda Arda Güler maçı adeta tek başına sırtladı. Mücadelesi, isteği ve topu ileri taşıma çabasıyla takımın en diri tarafıydı. Şutları ise ne yazık ki ağlarla buluşmadan havaya gitti. Bir oyuncunun omzuna koskoca takımın yükü bindiğinde, o omuzun bir yerde yorulması kaçınılmazdır.

Takımda bazı mevkilerde oyunun yükünü taşıyacak oyuncu profillerine ihtiyaç olduğu açıkça görülüyor.

Hücumda kale önünde rakip savunmayı meşgul edecek, hava toplarında etkili olacak, topu saklayıp arkadaşlarına alan açacak uzun boylu, güçlü ve mücadeleci bir santrfor eksikliği hissediliyor. Kerem Aktürkoğlu gibi daha hareketli oyuncuların çabası elbette önemli; ancak bu seviyedeki maçlarda farklı bir forvet profiline de ihtiyaç duyulduğu görülüyor.

Kalede ise mesele yalnızca yetenek değil, tecrübe ve güven meselesi. Bu maçın ardından kaleci değişikliğinin ciddi biçimde düşünülmesi gerektiğini düşünüyorum. Büyük maçlarda kaleci sadece top kurtarmaz; savunmaya güven verir, takımın arkasındaki son kale olur.

Savunmada da bir-iki çalımla bozulan dengeler ve sonrasında oluşan boşluklar dikkat çekiyor. Rakip küçük bir fırsat yakaladığında bedelini ağır ödüyoruz.

Bir başka mesele ise eskiden bizi heyecanlandıran köşe vuruşları.

Bir zamanlar korner olduğunda ayağa kalkar, “Acaba şimdi ne olacak?” diye beklerdik. Uzun zamandır o heyecanı göremiyoruz. Çünkü topu köşeden kaldırıyoruz ama tehlikeye çeviremiyoruz. Kale önünde yükselip o topu gole dönüştürecek, rakip savunmanın dengesini bozacak bir oyuncu profiline ihtiyaç var.

Ama bütün bunların üzerinde daha büyük bir sorun görüyorum:

Takımın bir lideri yok.

Sanki aynı formayı giyen on bir oyuncu değil, birbirini yeni tanıyan gençler mahalle arasında maç yapıyor.

Top dolaşıyor ama ruh dolaşmıyor.

Pas var ama ortak akıl yok.

Forma var ama o formanın ağırlığını omuzlayacak karakter eksik.

Fransa da kötü oynadı. İtalya da kusursuz değildi. Fakat rakibin kötü günü bile bizim hatalarımızla skor tabelasına dönüşüyor.

İşte tehlike burada.

Böyle maçlar her gün karşınıza çıkmaz. Çıktığında kendinizi göstermek zorundasınız. Çünkü millî takım yalnızca doksan dakika değildir. Bir futbolcunun dünya vitrinidir; ülkeye gelecek milyonların, kurulacak kariyerlerin ve taşınacak bir millî markanın kapısıdır.

Bu fırsatları harcarsanız yalnızca maç kaybetmezsiniz; değer kaybedersiniz.

Belki de artık isimlerin değil, karakterlerin zamanı gelmiştir.

Anadolu'nun sahalarından çıkacak; korkmadan koşacak, mücadeleden kaçmayacak, topu kaybettiğinde peşinden panter gibi gidecek gençlere ihtiyacımız var.

Uzun boylu, mücadeleci, cesur, birbirinin açığını kapatan ve formayı bir kumaş parçası değil emanet bilen gençlere...

Ben futboldan anlamam.

Ama bir takımın geleceğini görmek için bazen teknik direktör olmaya gerek yoktur.

Topa bakarsınız; ruhun nerede olduğunu anlarsınız.

Yorumlar