Koca bir yaz geldi, geçti.
Harala gürele, bodoslama yaşadığımız; günleri birbirinin üzerine savurup geceleri yıldızların peşine taktığımız o turuncu yaz, 23 Eylül’de noktalandı.
Sonbahar ise, her zamanki gibi sessiz sedasız, kimseye haber vermeden içimize kadar sokuldu.
Dağınıklığımız, ahesterevliklerimiz, handiyse savrukluğumuz artık kapı dışarı…
Handiyse…
Merhum Selim İleri’nin pek sevdiği kelimelerden.
Hani neredeyse… Az kalsın… Kıl payı…
Bir kelimenin içinde bile eski zamanların o ince, mahzun sesi var.
Geldi sarı sonbahar.
Sabahları biraz daha erken kalkacağız.
Günlerimizi yeniden düzene koyacağız.
Serin havaya, erken kararan akşamlara, çayın buğusuna alışacağız.
Yazın o başıboş neşesi biraz çekilecek; hayat, yeniden kendi yatağını bulacak.
Turgut Uyar’ın dediği gibi:
“Eylül toparlandı gitti işte,
Ekim filan da gider bu gidişle,
Tarihe gömülen koca koca atlar,
Tarihe gömülür o kadar.”
Ne tuhaf…
İnsan bazı dizeleri okurken yalnızca mevsimi değil, kendi ömrünü de düşünür.
Eylül gidiyor. Ekim gelecek, sonra o da gidecek.
Bir gün bugünler de hatıra olacak.
Yaz gecelerinde başımızı kaldırıp yıldız kovaladığımız o uzun saatler, sanki başka birinin hayatından kalmış gibi uzaklarda duracak.
Günler yine geçecek.
Ama belki bu defa biraz daha düzenli, biraz daha ağırbaşlı, biraz daha farkında yaşayacağız.
Ne demiş şair:
Son da olsa sonbahar, bir bahar.
Belki de her mevsim biraz kaybetmek, biraz hatırlamak, biraz da yeniden başlamaktır.
Sarı yaprakların arasından yürürken insan anlıyor:
Koca bir yazın ardından gelen sonbahar, yalnızca mevsim değildir.
Biraz da kendimize dönüş vaktidir.
Günler yine geçecek.
Ekim gelecek, sonra o da çekip gidecek.
Ardından başka aylar, başka mevsimler…
İnsan, takvimin yapraklarını çevirirken aslında kendi ömründen eksilenleri çeviriyor; bunu nedense hep sonbaharda daha iyi anlıyor.
Yaz gecelerinde başımızı kaldırıp yıldız kovaladığımız o uzun saatler de artık mazi.
Bir zamanlar hiç bitmeyecekmiş gibi duran günler, şimdi hatırlaması güzel birkaç cümleye sığacak.
Ne demiş şair:
Son da olsa sonbahar, bir bahar.
Belki de mesele mevsimlerin gelip geçmesi değil.
Mesele, geçip gidenin ardından hâlâ bakabiliyor olmak.
Sarı yapraklar dökülüyor.
Akşam erkenden iniyor.
Sokaklar tenhalaşıyor.
Ve biz, bütün o yaz telaşından, bütün o savruk günlerden, bütün o yıldızlı gecelerden geriye kalanlarla, yeniden kendimize dönüyoruz.
Çünkü hayat, galiba, tam da böyle bir şey:
Bir mevsim biter.
Bir başkası başlar.
Ve insan, farkına varmadan, kendi ömründen bir sonbahar daha geçirir.
Yorumlar