GERÇEKTEN NASILSIN, İYİ MİSİN?

Nasılsın, Gerçekten Nasılsın?

— Yoğunum.
Her şeye yetişene yeni bir sorumluluk yükleniyor.
“Hayır” demeyene daha çok güveniliyor.
Herkesi kurtarana, yeni birini daha kurtarması söyleniyor.
“Biraz daha hızlı olsam…”
“Biraz daha çalışsam…”
“Keşke gün 24 saat değil de 30 saat olsaydı…”
Her gün aynı üretkenlikte olamaz.
Her sorunu çözemeyebilir.
Bazen sadece durmaya ihtiyaç duyabilir.
Yavaşlamak başarısızlık değildir.
“Bugün bunu yapamayacağım” demek yetersizlik değildir.

— Nasılsın?

Bazen insanın kendisine sorulan en basit soruya verdiği cevap bile, hayatının ne hâle geldiğini anlatıyor.

“Yoğunum.”

Ama karşıdaki aslında onu sormamıştı.

“Ne kadar iş yaptığını, kaç toplantıya girdiğini, kaç dosya yetiştirdiğini, kaç kişinin senden bir şey beklediğini sormadım. Sen nasılsın?”

İşte o soru bazen insanı susturuyor.

Çünkü iş hayatında yüksek performans göstermek, bir yerden sonra yaptığımız iş olmaktan çıkıp kimliğimizin bir parçasına dönüşebiliyor. Daha fazla sorumluluk aldıkça kendimizi daha değerli, daha uzun çalıştıkça daha başarılı, her sorunu çözdükçe daha vazgeçilmez hissediyoruz.

Üstelik çevremiz de bunu farkında olmadan besliyor.

İşini iyi yapana biraz daha iş veriliyor.

Bir süre sonra insan, omuzlarında taşıdığı yükün ağırlığını değil, neden artık eskisi kadar güçlü olmadığını düşünmeye başlıyor.

“Ben neden yetişemiyorum?”

Oysa bazen mesele bizim yetersiz olmamız değildir.

Belki de sırtımıza, taşıyabileceğimizden daha fazla yük konmuştur.

Bir ağacı düşünün. Dalları meyve verdikçe ondan daha fazlasını bekleyebiliriz. Ama ağacın da bir mevsimi vardır. Sürekli meyve vermez. Bazen yapraklarını döker, bazen sessizce dinlenir, bazen toprağın altında güç toplar.

İnsan da böyledir.

Her gün aynı hızda koşamaz.

Ve bunda utanılacak hiçbir şey yoktur.

Çünkü dinlenmek tembellik değildir.

İşimize önem vermek, sorumluluk almak, iyi işler çıkarmak elbette çok değerlidir. Hatta yaptığımız iş, kim olduğumuzun güzel bir parçası da olabilir.

Ama yalnızca bir parçası…

Çünkü insan, ürettiğinden daha büyüktür.

Bir öğretmenin değeri sadece yetiştirdiği öğrencilerle, bir doktorun değeri sadece iyileştirdiği hastalarla, bir yöneticinin değeri sadece çözdüğü problemlerle, bir çalışanın değeri sadece tamamladığı işlerle ölçülemez.

Biz bir performans raporu değiliz.

Bazen hiçbir şey üretmeden oturup çay içtiğimiz hâlimizle de değerliyiz.

Bazen telefona cevap vermediğimiz, bilgisayarı kapattığımız, hiçbir şeyi yetiştirmediğimiz bir akşamda da…

İşte bu yüzden arada bir kendimize sormamız gerekiyor:

“Bugün kaç iş yaptım?” değil.

“Bugün ben nasıldım?”

Çünkü hayat, sürekli doldurmamız gereken bir takvimden ibaret değil. Bazen takvimde boş kalan bir saat, insanın kendisine ayırdığı en kıymetli saattir.

Yüksek performans belki de sürekli daha fazlasını yapmak değildir.

Asıl mesele, üretirken kendimizi tüketmemek; başkalarına yetişirken kendimize geç kalmamaktır.

Ve belki de bazı günler, yapılacaklar listesindeki en önemli madde şudur:

Kendine biraz zaman ayır.

Çünkü dünya biz durduğumuzda hemen durmuyor.

Ama bazen biz durmazsak, içimizde bir şeyler sessizce kırılıyor.

O yüzden bugün bir dostunuza “Nasılsın?” diye sorun.

Cevap olarak “Yoğunum” derse, bir kez daha sorun:

“Onu sormadım. Sen gerçekten nasılsın?”

Belki de uzun zamandır duymaya ihtiyacı olan soru tam olarak budur.

Yorumlar