Gösterişin Gürültüsü, Mutluluğun Sessizliği
Mutluluk neden sessizdir?
İnsanlara göstermek için mi, kendimiz için mi?
En büyük zenginlik: İç huzuru
Bir düğün düşünün…
Işıklar yanıyor, müzik son ses, herkes gülümsüyor, kameralar sürekli kayıtta. Gelinlik, damatlık, fotoğraflar, videolar, sosyal medya paylaşımları…
Her şey “kusursuz” görünmek zorunda.
Ama bazen bu an, iki insanın hayatını birleştirmesinden çok, dışarıya verilen bir mesaj hâline gelir:
“Bakın, biz iyiyiz.”
Oysa insan gerçekten mutluysa, bunu ispatlamak zorunda değildir.
Bazen en gerçek mutluluk, kimseye gösterilmeden yaşanır.
Gerçekten huzurlu insanlar, hayatlarını kanıtlama derdine düşmez.
Çünkü mutluluklarını başkalarının onayına bağlamazlar.
Bir çift düşünün…
Belki büyük bir düğün yapmışlardır, belki de sadece birkaç sevdikleriyle sade bir salonda evlenmişlerdir.
Ama asıl mesele o gün değil, o günden sonra başlayan hayattır.
Çünkü düğün bir gündür, evlilik ise binlerce gün.
Bir gün alkışlanmak yerine, yıllarca birbirine iyi gelen iki insan olmak çok daha değerlidir.
Hayatın birçok yerinde aynı yanılgıya düşeriz.
Ev alırız, gösteririz.
Araba alırız, gösteririz.
Tatile gideriz, gösteririz.
Mutlu oluruz, onu bile gösteririz.
Bazen yaşadığımız şeyden çok, onun başkaları tarafından nasıl göründüğüne önem veririz.
Oysa insanın kendine sorması gereken soru çok basittir:
“Bunu gerçekten istediğim için mi yapıyorum, yoksa insanlar ne der diye mi?”
Bu soru, birçok gereksiz yükü sessizce üzerimizden alır.
Gerçek zenginlik, insanların bize imrenmesi değildir.
Gerçek zenginlik;
Akşam eve geldiğimizde içimizin rahat olması,
yanımızdaki insanla huzurla konuşabilmek,
hayatı sürekli kıyaslamadan yaşayabilmek,
ve gece başımızı yastığa koyduğumuzda şunu diyebilmektir:
“Ben kendi hayatımı yaşıyorum.”
Gösteriş gürültülüdür.
Mutluluk ise çoğu zaman sessizdir.
Gösteriş başkalarının gözünde büyümek ister.
Mutluluk ise kendi içinde küçük bir huzurla yetinebilir.
Bu yüzden hayatımızı “el âlem ne der?” sorusuna göre değil, “Ben nasıl daha iyi ve daha anlamlı yaşayabilirim?” sorusuna göre kurmalıyız.
Çünkü başkalarını etkilemek için yaşadığımız hayatın seyircisi çoktur.
Ama o hayatı gerçekten yaşayan yalnızca biziz.
Ve günün sonunda önemli olan, insanların bizim hakkımızda ne düşündüğü değil;
bizim kendi hayatımız hakkında ne hissettiğimizdir.
Yorumlar