Gökyüzünde Anneannemin İzleri
Bazı yıldızlar vardır; yalnızca gökyüzünde durmazlar. Bir hatıranın içine yerleşir, yıllar geçse de insan başını gökyüzüne kaldırdığında yeniden beliriverirler.
Benim için Ülker Takımyıldızı böyle bir yıldız kümesidir.
Çocukluğumda, köy evimizdeki ateşli ocağın başında, bizim buralarda “pağara” denilen ocağın etrafında toplanırdık.
Rahmetli anneannem de geçmişten, çocukluğundan, gökyüzünden ve yıldızlardan söz ederdi.
Bunu öylesine anlatmazdı.
Gözlerinde başka bir ışık belirirdi.
Sanki bize bir hikâye anlatmıyor da kendi çocukluğuna yeniden dönüyordu.
Yıldızların adlarını söyler, onların ne zaman ortaya çıktığını anlatır, gökyüzündeki yerlerini tarif ederdi.
O zamanlar söylediklerinin anlamını bütünüyle kavrayamazdım.
Yıllar geçti.
Gökyüzüne olan merakım hiç kaybolmadı.
Sonra bir gün, çocukluğumdan zihnime kazınmış o yıldızları araştırmaya başladım.
Anneannemin (azebe derdik) bize Ülker, Terazi ve Kuyruk diye anlattığı yıldızların izini sürdüm. (Ülker'i ülger diye isimlendirirdi.)
Ve fark ettim ki, çocukluğumun o karanlık gecelerinde dinlediğim hikâyelerin gökyüzünde hâlâ bir karşılığı vardı.
Bu keşif benim için yalnızca astronomik bir bilgi değildi.
Sanki yıllar sonra anneannemin anlattığı bir hikâyenin eksik kalan cümlesini tamamlamıştım.
Bugün özellikle Ağustos gecelerinde, sabaha karşı saat dört buçuk civarında gökyüzüne baktığımda, gözlerim önce onları arıyor.
Ülker...
Terazi...
Ve bizim çocukluğumuzda Kuyruk diye öğrendiğimiz yıldız...
Gökyüzünün o sonsuz karanlığında yerlerini almış oluyorlar.
Bazen öyle geliyor ki, gökyüzündeki en güzel yerleri onlar kapmış.
Ben de onları izlerken yıllar önceki o köy evine dönüyorum.
Ateşin çıtırtısını duyuyorum. Pağaranın sıcaklığını hissediyorum.
Anneannemin sesini yeniden işitiyorum.
O heyecanlı anlatışı...
Bir yıldızın ne zaman göründüğünü söylerken sesindeki o coşku...
Çocukluğuna gidip gelirmiş gibi anlattığı o hikâyeler...
Hepsi hâlâ kulaklarımda.
Çın çın çınlıyor.
Belki de insanın hafızası tam olarak böyle çalışıyor.
Bir koku, bir ses, bir ışık, bir yıldız...
Yıllar önce yaşanmış bir anıyı olduğu yerden çıkarıp bugünün içine getiriyor.
Gökyüzüne baktığımda yalnızca yıldızları görmüyorum artık.
Anneannemi de görüyorum.
Üstelik yıldızlar bana hep çocukları hatırlatıyor.
Yerlerinde durmuyorlar.
Sanki kendi aralarında oyun oynuyorlar.
Biri yükseliyor, biri batıyor.
Biri gecenin bir saatinde görünürken başka biri başka bir mevsimde ortaya çıkıyor.
Hepsi kendi sessiz düzenleri içinde hareket ediyor.
Birbirlerinden habersizmiş gibi görünseler de büyük bir kozmik düzenin içinde birlikte dönüyorlar.
Aslında çocuklar da öyle değil mi?
Onlar da yerlerinde durmaz.
Koşarlar, oynarlar, düşerler, kalkarlar, birbirlerinin peşinden giderler.
Bir an önce burada, sonra başka yerdedirler.
Yıldızlar da çocuklar da hareket hâlindedir.
Belki hayatın kendisi de bundan ibarettir.
Devinim...
Salınım...
Döngü...
Dönüşüm...
Değişim...
Duran hiçbir şeyi göremiyoruz hayatta.
Canlı olan her şey hareket ediyor.
Mevsimler değişiyor.
İnsanlar büyüyor.
Çocuklar yetişkin oluyor.
Yaşlılar bir gün hatıraya dönüşüyor.
Geceler gündüzlere, gündüzler gecelere karışıyor.
Yıldızlar gökyüzünde yer değiştiriyor.
Dünya kendi etrafında dönüyor, Güneş'in etrafında dönüyor; Güneş de kendi yolculuğuna devam ediyor.
Ve biz bütün bu büyük devinimin içinde, küçücük hayatlarımızla bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz.
Belki de insanın geçmişle kurduğu bağ da böyle bir döngü.
Anneannem bir zamanlar gökyüzüne baktı.
Sonra bana anlattı.
Ben çocukken onu dinledim.
Yıllar geçti.
O artık yok.
Ama ben bugün hâlâ aynı gökyüzüne bakıyorum.
Ve onun baktığı yıldızları arıyorum.
Belki de bazı insanlar ölmez.
Gökyüzüne karışırlar.
Bir yıldızın ışığında, bir ocağın ateşinde, bir çocuğun hafızasında yaşamaya devam ederler.
Bu yüzden Ağustos gecelerinde, sabaha karşı gökyüzüne baktığımda Ülker'i gördüğümde içimde garip bir heyecan uyanıyor.
Çünkü artık biliyorum:
O yıldızları ilk kez ben görmedim.
Anneannem de bir zamanlar o gökyüzüne baktı.
Belki o da kendi anneannesinden öğrendi.
Belki ondan önce başkaları baktı.
Ve şimdi sıra bende.
Ben de başımı gökyüzüne kaldırıyorum.
Yıldızları bulmaya çalışıyorum.
Onların sessiz oyunlarını izliyorum.
Ve çocukluğumdan bugüne uzanan o görünmez zincirin bir halkası olduğumu hissediyorum.
Gökyüzü değişiyor.
Yıldızlar hareket ediyor.
Dünya dönüyor.
İnsanlar gelip geçiyor.
Ama bazı hikâyeler...
Bir yıldızın ışığı gibi, nesilden nesile ulaşmaya devam ediyor.
Anneannemin yıldız hikâyeleri de benim için işte böyle bir ışık.
Yorumlar