Bugün iletişim imkânları hiç olmadığı kadar gelişti.
Dünyanın öbür ucundaki insanla saniyeler içinde konuşabiliyor, bilgiye anında ulaşabiliyoruz.
Fakat garip bir çelişki yaşıyoruz: İletişim arttıkça birbirimize gerçekten yakınlaşabildik mi?
Dünyanın öbür ucundaki insanın hayatını merak ederken yanı başımızdaki komşunun derdini duyamıyoruz.
Sosyal medyada yüzlerce insanla iletişim kurarken aynı evin içindeki eşimize, çocuğumuza, anne babamıza yabancılaşabiliyoruz.
Sanal dünyanın kalabalığı büyürken gerçek hayatın sessizliğini fark edemiyoruz.
Bu nedenle bu haftaki hutbenin üzerinde durduğu mesele oldukça kıymetli. Hutbede hatırlatılan Nebevi ahlak, yalnızca geçmişte yaşanmış güzel bir ahlak anlayışı değil; bugün insanlığın yeniden ihtiyaç duyduğu bir hayat ölçüsüdür.
Teknoloji bize büyük bir konfor sundu.
Ancak bu konfor, beraberinde zaman zaman duyarsızlığı da getirdi.
Yardımlaşma, komşuluk, akrabalık, dayanışma ve paylaşma gibi bizi birbirimize bağlayan kültürel kodlarımız zayıflarken; ilişkilerimizin içine menfaat, hız ve bireysellik daha fazla yerleşti.
Belki de bugün ihtiyacımız olan şey, hayatımıza küçük bir zihin check-up’ı yapmaktır.
Neyi kaybettik?
Neyi unuttuk?
Hangi değerlerimizi çocuklarımıza aktaramıyoruz?
Bütün bunları yeniden düşünmek zorundayız.
Çünkü çocuklarımıza yalnızca teknolojik imkânları, daha konforlu bir hayatı ve daha hızlı iletişim araçlarını bırakmak yetmez.
Onlara merhameti, komşuluğu, yardımlaşmayı, paylaşmayı, vefayı ve insanı önceleyen bir ahlakı da bırakmalıyız.
Belki de yeniden hatırlamamız gereken en önemli şey şudur:
Dünyanın öbür ucundaki insanla iletişim kurabilmek teknolojinin başarısıdır; yanı başımızdaki insanın derdini fark edip ona el uzatabilmek ise insanlığın başarısıdır.
Bugün bize düşen, teknolojiden uzaklaşmak değil; teknolojinin içinde kaybettiğimiz insani ve ahlaki değerleri yeniden hayatımızın merkezine yerleştirmektir.
Nebevi ahlakın yeniden hayat bulduğu, komşunun komşuya, akrabanın akrabaya, insanın insana yeniden omuz verdiği bir toplum inşa etmek zorundayız.
Çünkü geleceğe bırakacağımız en değerli miras, daha gelişmiş bir dünya değil; daha merhametli, daha duyarlı ve daha ahlaklı bir insanlık olacaktır.
Yorumlar