ZORLAMA, ÖNÜNÜ AÇ!

Yaşlı bir bostancı, yanında çalışan çırağını her sabah dikkatle izlerdi. Bir gün çırak, yeni filizlenen bir fidanın başında uzun süre oyalanıyordu.

"Ne yapıyorsun?" diye sordu yaşlı adam.

"Bir türlü uzamıyor. Biraz yardım edeyim dedim."

Yaşlı bostancı gülümsedi.

"Evlat," dedi, "bir fidanı yukarı çekersen büyütmezsin; köklerini koparırsın."

Sonra eğildi, toprağı hafifçe kabarttı, kurumuş yaprakları temizledi, biraz su verdi ve ekledi:

"Bizim işimiz büyütmek değil; büyümeyi mümkün kılmaktır."

Hayatın en büyük yanılgılarından biri, insanları değiştirebileceğimizi sanmaktır.

Oysa bir insan, zorlandığı için değil; kendini güvende hissettiği için gelişir.

Bir çocuk, sürekli eleştirildiğinde içine kapanır; merak edildiğinde ise kanatlanır.

Bir çalışan, baskıyla yalnızca görevini yapar; değer gördüğünde ise yeteneğini ortaya koyar.

Bir eş, sürekli yargılandığında sessizleşir; anlaşıldığında yeniden konuşmaya başlar.

Çünkü insan ruhu, betonun içinde açmaya çalışan bir tohum gibidir. 

Ne kadar güçlü olursa olsun, üzerine yığılan ağırlık arttıkça filiz vermesi zorlaşır.

Belki de çoğu zaman eksik olan şey yeni bilgiler değildir.

Korkuların gölgesi…

Kırgınlıkların yükü…

Önyargıların dikenleri…

Geçmişten taşınan ağır taşlar…

İnsan çoğu zaman yürüyemediği için değil, omuzlarında taşıdığı gereksiz yükler yüzünden yorulur.

Gerçek rehberlik, birini sırtında taşımak değildir.

Yürüyebileceği yolu açabilmektir.

Gerçek liderlik, insanları iterek ilerletmek değildir.

Onların önündeki görünmez duvarları kaldırabilmektir.

Gerçek anne-babalık da çocuğun hayatını sürekli şekillendirmek değil; kök salabileceği güvenli bir iklim oluşturmaktır.

Doğa bize sessiz ama çok güçlü bir ders verir.

Irmak, önüne çıkan kayayla kavga etmez. 

Yolunu bulur.

Güneş, çiçeklere "Açın!" diye bağırmaz. 

Sadece doğar.

İlkbahar, ağaçların dallarını çekiştirmez. 

Mevsimini getirir.

Büyümenin dili gürültü değil, uygun şartlardır.

Belki de hayatın birçok alanında kendimize şu soruyu sormalıyız:

"Ben gerçekten geliştirmeye mi çalışıyorum, yoksa sadece gelişimin önünü mü açıyorum?"

Çünkü bazen bir insanın ihtiyacı yeni nasihatler değildir.

Kendisine inanacak bir çift göz…

Yargılamadan dinleyecek bir kulak…

Düşerse elinden tutacak bir omuz…

Ve yeniden başlayabileceğine dair küçük bir umut…

Unutmayalım.

En iyi bahçıvan, çiçeği büyüten kişi değildir.

Toprağı yaşatan kişidir.

İnsanlar da tıpkı tohumlar gibidir.

Doğru iklimi bulduklarında, içlerindeki orman kendiliğinden yeşermeye başlar.

Yorumlar