Eski zamanlarda, bilgeliğiyle tanınan bir adamın kapısını, yüreğinin intikamıyla yanan genç bir köylü çalmış.
Genç adam, komşusunun kendisine yaptığı haksızlığı bir türlü hazmedemiyor, gece gündüz intikam planları kuruyormuş.
"Öyle bir ceza vermeliyim ki," demiş bilgeye, "içimdeki bu yangın sönsün. Bana yardım et."
Bilge adam, gencin gözlerindeki öfkeyi fark etmiş.
Sessizce içeri girmiş, bir çuval taze patates ve boş bir torba getirmiş.
"Şimdi" demiş, "sana kötülük yapan ya da seni kışkırtmak için onu delirtmek için bu çuvaldan bir patates alacaksın.
Üzerine o kişinin adını kazıyacak ve boş torbaya koyacaksın.
Gittiğin her yerde bu torbayı da yanında taşıyacaksın.
Yatarken başında duracak, tarlaya giderken sırtında olacak."
Genç adam, bunun ne olduğunu tam kavrayamasa da söylenmeye başlanmış.
Önce komşularının, ardından geçmişte kendisini kıran, haksızlık eden herkesin adını bir patatese kazıyıp torbaya atmış.
Günler geçmiş torba ağırlaşmış. Genç adam, gururundan dolayı bu yükü taşımaya devam etmiş.
Haftalar sonra patatesler sıcağın ve havasızlığın etkisiyle çürümeye başlamış.
Torbadan dayanılmaz kokular yükseliyor, çürüyen patateslerin suyu sırtına akıyor, kıyafetlerini kirletiyor ve onu büyük bir rahatsızlığa sürüklüyormuş.
Artık bu ağır ve kötü kokulu yük yüzünden ne rahat yürüyebiliyor ne de huzur içinde uyuyabiliyormuş.
Sonunda dayanamayarak yeniden bilgenin yanına gitmiş.
"Efendim," demiş, "bu torbayı artık taşıyamıyorum. Kokusu beni perişan ediyor, ağırlığını kaldıramıyorum. Hayatım adeta kâbusa döndü."
Bilge Adam gülümsemiş ve gencin gözlerinin içine bakarak şöyle demiş:
"Evlat, haftalardır sırtında taşıdığın bu torba, aslında kalbinde büyüttüğün kinin ta kendisidir.
Sen, patateslerin üzerine isimlerini yazdığın insanlara zarar verdiğini sandın.
Oysa onlar hayatlarına devam ederken, onların çürümüşlüğünü sırtında taşıyan yalnızca sendin.
Kin büyüdükçe senin huzurun, mutluluğun ve insanlığın küçülür.
Genç adam, torbayı olduğu yerde bırakmış.
Omuzlarındaki yük hafifledikçe ruhunun da özgürleştiğini hisetmiş.
Taşınması En Ağır Yük: İçimizdeki Çürüme
Hayatta da durum bundan farklı değil.
Kin, karşıdakini değil, önce onu taşıyanı yorar.
İçimizde büyüttüğümüz, beslediğimiz ve adeta bir hazine gibi sakladığımız öfke; Sürekli huzurumuzu, enerjimizi ve yaşama sevincimizi tüketir.
Bize yapılan haksızlıkları zihnimizde tekrar tekrar yaşarken ve intikam senaryolarını kurarken, aslında kendi ruhumuzu çürüyen patateslerin kokusuna mahkûm ederiz.
Çoğu zaman affetmeyi, karşımızdaki kişiye verilmiş bir taviz ya da onun yaptıklarını onaylamak olarak görürüz.
Oysa affetmek, yapılanı unutmak ya da haklı çıkarmak değildir.
Affetmek; çoğu zaman sadece omuzlarımızdaki ağır yükü yere bırakmaktır.
Öfkeden vazgeçmek, "Sana hak veriyorum." demek değildir.
"Senin bana verdiğin zararın hayatımı yönetmesine artık izin vermiyorum." diyebilmektir.
Hayatta hepimiz haksızlığa uğrarız. Kırılır, incinir, en güvendiğimiz insanlar tarafından hayal kırıklığına uğrayabiliriz.
Bunlar insan olmanın kaçınılmaz parçalarıdır.
Ancak bizi biz yapan, başımıza gelen olaylar değil; onlara verdiğimiz tepkilerdir.
Büyük insanlar, yaşadıkları haksızlıklarla değil, o haksızlıklara verdikleri olgun tepkilerle büyürler.
Kalbimizde taşıdığımız kin ne kadar büyürse, insanlığımız da o kadar küçülür.
Çünkü kin; insanı bencilleştirir, körleştirir ve çevresindeki güzellikleri göremez hâle getirir.
Oysa hayat, kin defterleri tutacak kadar uzun değildir.
....
Eğer bugün sırtınızda geçmişin kırgınlıklarından, eski dostların vefasızlıklarından ya da yaşadığınız haksızlıklardan oluşan görünmez bir torba taşıyorsanız, kendinize şu soruyu sorun:
Bu ağırlığı taşımaya gerçekten değer mi?
Kalbimizi kinle değil; anlayışla, merhametle ve iyilikle dolduralım.
Unutmayalım ki affetmek, karşımızdaki kişiye verilmiş bir ödül değil; kendimize sunduğumuz büyük bir özgürlüktür.
Çünkü kin büyüdükçe sahibi küçülür; affettikçe insan büyür
Yorumlar