Bir kalemin gerçek değeri, üzerindeki parlak cilada değil; geride bıraktığı satırlarda saklıdır.
Vitrinde duran, hiç kullanılmamış bir kalem ilk bakışta kusursuz görünür.
Ucu pırıl pırıldır, gövdesinde tek bir çizik yoktur.
Fakat ne bir çocuğun ilk harflerine eşlik etmiştir, ne bir öğrencinin hayallerini kâğıda dökmüştür, ne de bir insanın yüreğinden kopan duygulara tercüman olmuştur.
Kusursuzluğu, aslında hiç kullanılmamış olmasının sessizliğidir.
Oysa sürekli yazan bir kalem zamanla değişir.
Ucu kısalır, rengi solar, gövdesinde hayatın izleri belirir.
Çünkü o sadece mürekkep tüketmemiştir; umut yazmış, bilgi taşımış, fikir üretmiş, insanların hayatına dokunmuştur.
Her aşınma, ardında bırakılmış anlamlı bir hikâyenin izidir.
İnsan da böyledir.
Sadece kendini koruyarak yaşayanlar belki daha az yıpranır; fakat hayatın en güzel izlerini de geride bırakamazlar.
Sorumluluk alan, mücadele eden, üreten ve başkalarına fayda sağlayan insanlar ise zamanla yorulur.
Elleri nasır tutar, zihinleri yorulur, yüzlerinde yılların çizgileri belirir.
Ama o çizgiler, kaybedilmiş yılların değil; dolu dolu yaşanmış bir ömrün nişaneleridir.
Çünkü hayat, lekesiz kalabilme sanatı değil; dokunabildiğin hayatların sayısıyla anlam kazanır.
Bir insanı değerli yapan, hiç hata yapmaması ya da hep yeni kalması değildir.
Asıl değer, ömrünü faydaya dönüştürebilmesidir.
Geride bıraktığı eserler, yetiştirdiği insanlar, paylaştığı bilgiler ve gönüllerde bıraktığı izlerdir.
Unutmayalım…
Aşınmış bir kalem, çekmecede yıllarca bekleyen kusursuz bir kalemden çok daha kıymetlidir.
Çünkü biri sadece var olmuştur; diğeri ise yaşadığı her anı anlamlı satırlara dönüştürmüştür.
İnsan da böyledir.
Önemli olan eksiksiz görünmek değil; ardında unutulmayacak izler bırakabilmektir.
Çünkü zaman, görünüşü siler; fakat emekle yazılmış hikâyeleri asla silemez.
Yorumlar