Kafesteki Kuş Gitmedi; Sadece Uçabileceğini Hatırladı


Eski bir hikâye anlatılır...
Bir adam, sesiyle herkesi büyüleyen bir bülbülü altın bir kafese koyar. En kaliteli yemleri verir, suyunu hiç eksik etmez. Fakat kuş, her geçen gün daha az ötmeye başlar. Bir sabah kafesin kapısı yanlışlıkla açık kalır. Bülbül hiç tereddüt etmeden uçar gider.
Adam şaşkınlıkla arkasından bakar:
"Onca emek verdim, neden gitti?"
Yanındaki bilge ise tek cümle söyler:
"Çünkü kuş, altını değil gökyüzünü seviyordu."
İş hayatında da birçok yönetici aynı yanılgıya düşer. Maaşı artırmanın, yeni unvan vermenin ya da modern ofisler kurmanın çalışanları elde tutmaya yeteceğini düşünür. Oysa insanı iş yerine bağlayan şey yalnızca kazandığı para değil; gördüğü değer, hissettiği adalet ve soluyabildiği çalışma iklimidir.
Toksik bir çalışma ortamı görünmez bir zehir gibidir. Kimseyi bir anda yıkmaz; ama her gün biraz daha umut tüketir. Sürekli baskı, adaletsizlik, değersiz hissettirilme, kötü iletişim ve bitmek bilmeyen stres... Bunlar insanı işinden değil, önce kendisinden uzaklaştırır.
Sonra bir gün istifa dilekçesi gelir.
Çoğu yönetici o günü ayrılık günü sanır.
Oysa çalışan, çok daha önce gitmiştir.
Fikirleri duyulmadığında...
Başarısı başkalarına yazıldığında...
Emek verdiği hâlde takdir edilmediğinde...
Haksızlığa sessiz kalmaya zorlandığında...
İstifa sadece bedenin çıkışıdır; ruh çoktan o kurumdan ayrılmıştır.
İşte bu yüzden en büyük kayıp, masadan kalkan bir çalışan değildir. Onunla birlikte kapıdan çıkan bilgi, deneyim, üretkenlik, güven ve kuruma olan inançtır.
Bir kurumun gerçek gücü, en yetenekli insanları işe almak değildir. Asıl başarı, onların kalmak isteyeceği bir kültür oluşturabilmektir.
Çünkü insanlar ağır iş yükünden önce ağır davranışlardan yorulur.
Ve unutmayın...
Kafesi altından yapmak, kuşun özgürlüğe olan özlemini bitirmez. Bir kurumun geleceğini ayakta tutan duvarları değil, değer gördüğü için kalmayı seçen insanlarıdır. Yetenek kaybeden şirketler aslında çalışanlarını değil, kendi geleceklerini kaybederler.

Yorumlar