Hayatın bize sunduğu en derin dersler, çoğu zaman sessizce işleyen bir saat gibi fark edilmeden akar.
İnsanların değerini, onları kaybettikten sonra anlamak; aslında bir mumun söndükten sonra bıraktığı kokuyu fark etmeye benzer.
Oysa gerçek bilgelik, ışık hâlâ yanarken onun kıymetini bilmektir.
İyi insanlar, gökyüzünde parlayan ama kendini öne çıkarmayan yıldızlar gibidir.
Sessizdirler, gösteriş yapmazlar, iyiliklerini bir pankart gibi sallamazlar.
Onların varlığı, sıradan bir günün içine gizlenmiş mucize gibidir.
Ta ki hayatımıza karanlık bulutlar girene kadar…
İşte o zaman bir tebessümün güneş kadar sıcak olduğunu, bir vefanın kökleri derin bir çınar gibi olduğunu, bir sözünde durmanın taş gibi sağlam olduğunu anlarız.
Bir gönül kazanmak, aslında görünmez bir hazineyi avuçlarımızda tutmak gibidir.
Bu hazineyi kaybettiğimizde, elimizde kalan boşluk bize onun paha biçilmez olduğunu hatırlatır.
Ama asıl marifet, o hazine elimizdeyken değerini bilmektir.
Çünkü bazı insanlar hayatımıza bir bahar rüzgârı gibi girer, renk katar.
Bazıları ise kışın sertliğiyle gelir ve bize baharın kıymetini öğretir.
Hayatın metaforu şudur:
Her insan bir aynadır. Kimisi yüzümüzü gösterir, kimisi kalbimizi.
Önemli olan, aynayı kırdıktan sonra değil; elimizdeyken onun bize sunduğu yansımayı görebilmektir.
İşte bu yüzden, iyi insanların sessiz varlığını sıradanlıkla karıştırmamak gerekir.
Onlar, hayatın en derin melodisini çalan görünmez kemanlardır.
Ve biz, o melodiyi duymayı öğrendiğimizde gerçek anlamda yaşamış oluruz.
Yorumlar