Son zamanlarda nerede otursam aynı manzarayı görüyorum. İster bir toplantıda olsun, ister asansörde, ister bir koridorda...
Birinin telefonu titriyor ya da ani bir sesle irkiliyor herkes. O anda insanların yüzüne dikkat edin. Merakla bakmıyorlar aslında. Sanki kötü bir haber gelecekmiş gibi irkiliyorlar.
Galiba günümüzün en büyük dertlerinden biri de bu.
İnsanların işi var, maaşı var, makamı var, konforlular ama kafası rahat değil.
Tatile gidiyorlar, dönüyorlar ama sanki hiç dinlenmemiş gibiler.
Çünkü beden sahilde olsa bile akıl hâlâ iş yerindeki meselelerle uğraşıyor.
Eskiden iyi bir iş yeri denince akla güzel ofisler, etkinlikler, ikramlar gelirdi.
Ama bence mesele bunlar değil.
Asıl mesele şu:
Pazar akşamı olduğunda insanın içine bir sıkıntı çöküyor mu, çökmüyor mu?
Çünkü insanı yoran şey her zaman işin kendisi değil.
Bazen belirsizlik daha çok yoruyor. Sürekli dikkatli konuşmak zorunda olmak, yanlış anlaşılmaktan korkmak, arkasını kollamak, iş yerindeki dengeleri hesap etmek...
İşte insanın enerjisini asıl bunlar tüketiyor.
Zihin sürekli kendini korumaya çalışıyorsa, üretmeye güç bulamıyor.
Yeni fikirler çıkmıyor, heyecan kalmıyor. İnsan sadece günü çıkarmaya çalışıyor.
O yüzden merak ediyorum:
Sizce insanı daha çok hangisi yorar?
Çözülmesi gereken zor bir problem mi, yoksa o problemi çözerken üzerinde hissettiği görünmez baskı mı?
Yorumlar