KENDİ GÖKYÜZÜN


​Bir zamanlar, vadinin kalbindeki büyük panayır yerinde yaşayan, göz alıcı tüylere sahip bir turna kuşu vardı. 

Turna, her sabah meydandaki yüksek bir platforma çıkar, kendisini izleyen kalabalığın keyif alacağı o muazzam dansları ederdi. 

Kalabalık onu çılgınca alkışlar, tüylerinin parlaklığına övgüler yağdırırdı.

Turna, bu alkış sesleriyle beslenir, beğenildikçe daha yüksek zıplar, daha parlak görünmeye çalışırdı.

​Ancak zamanla turna, görünmez bir bağın esiri olduğunu fark etti.

Kalabalık ne zaman sağa dönmesini istese sağa dönüyor, hangi tonda ötmesini beklese o tonda ses çıkarıyordu. 

Alkışlar, onun ayaklarına dolanan altından bir ipliğe dönüşmüştü. 

O iplik onu incitmiyordu belki ama yukarılara, gökyüzünün derinliklerine uçmasını da engelliyordu. 

Bir gün, insanların tam olarak istediği gibi dans edemediğinde yüzlerdeki o memnuniyetsizliği gördü ve anladı: Hayatını başkalarının alkış ritmine göre kurgulamak, ruhunu o panayır yerine hapsetmek demekti.

​Tam o sırada, vadinin üzerinden sert ve özgür bir rüzgâr esti. 

Rüzgâr, kalabalığın ne düşündüğünü umursamadan, sadece kendi doğası gereği esiyordu. 

Turna, rüzgârın fısıltısını duydu: 

"Gerçek güç, seni izleyenlerin alkış tufanında değil; kanatlarının kendi bildiği gökyüzünde süzülmesindedir.

 Kulaklarını dışarıdaki uğultuya kapatıp kalbinin sesini dinlemezsen, asla kendi gökyüzüne kavuşamazsın."

​Turna o an kararını verdi. 

Ayaklarındaki o görünmez altın ipleri, yani başkalarının beklentilerini kopardı. Kalabalığın ondan beklediği o yapay dansı yapmayı bıraktı.

Sadece içinden geldiği gibi, kendi doğasına, kendi hakikatine uygun olarak kanat çırptı ve gökyüzüne doğru yükseldi. 

Aşağıdaki insanlar şaşkınlıkla bakıyor, bazıları onu eleştiriyor, bazıları ise artık beğenmiyordu. 

Ama turna yukarı çıktıkça dışarıdaki o sesler kısıldı, yerini kendi kalbinin dingin ritmine bıraktı.

​Çünkü turna anlamıştı ki; özgürlük, başkalarının gözünde parıldayan bir mücevher olmak değil, kendi gökyüzünde pervasızca uçabilmekti. 

İnsanın huzuru, dışarıdan gelen alkışların geçici yankısında değil; kendi vicdanının sunduğu o sessiz ve derin dengede saklıydı. 

O günden sonra turna, kimsenin beğenisine göre değil, sadece kendi doğasının hakikatine göre uçtu.

Yorumlar