Bir süre sohbet ettik.
"Nasıl gidiyor?" diye sordum.
Derin bir nefes aldı ve tarlaya baktı.
"Toprak verdi evlat," dedi, "ama insanlar almak istemiyor."
Bu cümle kulağımdan hiç gitmedi.
Düşündüm de, gerçekten de garip bir çağda yaşıyoruz.
Toprağın bağrında aylarca büyüyen karpuz tarlada kalırken; fabrikalarda üretilen, içeriğini çoğumuzun bile bilmediği gazlı içecekler tırlar dolusu satılıyor.
Oysa bir karpuz sadece bir meyve değildir.
Bir karpuzun içinde çiftçinin sabah ezanıyla başlayan mesaisi vardır.
Sıcak altında dökülen alın teri vardır.
Beklenen yağmur, edilen dua, duyulan umut vardır.
Her diliminde toprağın bereketi, güneşin sıcaklığı ve emeğin hikâyesi saklıdır.
Gazlı bir içeceği birkaç dakikada tüketiriz.
Ardında ne bir hatıra bırakır ne de bir emek hikâyesi anlatır.
Ama sofraya konulan bir karpuz bazen çocukluğumuzu getirir gözümüzün önüne; yaz akşamlarını, kalabalık aile sofralarını, dedemizin bahçesini, annemizin bıçağıyla kestiği ilk dilimi...
Çünkü karpuz sadece mideyi değil, hafızayı da besler.
Bugün çocuklarımızın eline bir şişe içecek vermek kolay.
Ama onlara bir dilim karpuz uzatmak; doğallığı, üretimi ve emeğe saygıyı öğretmektir.
Misafirliğe giderken birkaç kutu içecek taşımak yerine bir karpuz götürmek belki küçük bir tercih gibi görünür.
Ama bazen büyük değişimler küçük tercihlerle başlar.
Unutmayalım...
Bir çiftçi üretmekten vazgeçtiğinde sadece bir ürün eksilmez.
Köylerin ışığı biraz daha söner.
Toprağın sesi biraz daha kısılır.
Bereket biraz daha azalır.
Ve aslında hepimiz biraz daha fakirleşiriz.
Çünkü bir ülkenin gerçek zenginliği bankalarda değil, tarlalarında yeşeren emektedir.
Gelin, alışkanlıklarımızı yeniden düşünelim.
Daha fazla doğal ürün...
Daha fazla yerli üretim...
Daha fazla çiftçi desteği...
Çünkü toprağına sahip çıkan milletler geleceğine de sahip çıkar.
🍉 Bir dilim karpuz bazen bir içecekten çok daha fazlasıdır; bir çiftçinin umudu, bir ailenin bereketi ve bir ülkenin geleceğidir.
Yorumlar