İSTEKLERİN PEŞİNDEN KOŞARKEN ELİMİZDEKİNİ KAYBETMEK



İnsan hayatı bazen susuzluktan değil, deniz suyu içmekten yorulur. Çünkü ihtiyaçlar bir bardak temiz su gibidir; insanı yaşatır. İstekler ise tuzlu suya benzer; içtikçe susatır, susadıkça daha çok içmek istersin.

Hayatın birçok yükü aslında omuzlarımızdaki ihtiyaçlardan değil, sırtımıza kendi ellerimizle doldurduğumuz istek çuvallarından kaynaklanır.

İhtiyaçlarımız sade ve nettir. Bir parça sağlık, biraz huzur, güven duyacağımız insanlar, seveceğimiz ve sevileceğimiz bir hayat... Bunlar insan ruhunun temel besinidir. Fakat isteklerimiz çoğu zaman gökyüzündeki bulutlar gibidir; birine ulaşınca diğeri belirir. Sonu görünmez.

Geçenlerde pazarda geziyorum, pazarcıya ürünlerin fiyatını sorduğumda bana kerhen cevap veriyor, başka müşterilere göz dikiyor. Halbuki kendine gelmiş müşteri ile ilgilense istediği şekilde satış yapabilecek; ancak gelen müşteri ilgilenilmediğini görünce başka satıcıları dolaşıyor.

Bu yüzden çoğu zaman sahip olduklarımızı değil, sahip olamadıklarımızı saymaya başlarız. Elimizdeki ekmeğin sıcaklığını hissedemeden başka sofraların peşine düşeriz. Oysa mutluluk çoğu zaman uzaktaki dağlarda değil, bastığımız toprağın altında saklıdır.

İnsan ihtiyaçlarına odaklandığında şükretmeyi öğrenir. Şükür ise ruhun en güzel dinlenme yeridir. Fakat gözünü sürekli isteklere diken kişi, hayatın içinde koşu bandına çıkmış gibidir; ne kadar koşarsa koşsun bir yere vardığını hissedemez.

Belki de bizi yoran yaşadıklarımız değil, ihtiyaç ile istek arasındaki kapıyı birbirine karıştırmamızdır.

Bir ağacın mutlu olması için bütün ormanı sahiplenmesine gerek yoktur. Köklerinin suya ulaşması yeterlidir. İnsan da böyledir. Her şeye sahip olmak zorunda değildir; sahip olduklarının farkına varması çoğu zaman yeterlidir.

Daha acı olan ise yalnızca eşyaların değil, insanların da kıymetini geç fark etmemizdir. Yanımızda duranları sıradanlaştırıyor, bize değer verenlerin kalplerini bazen düşünmeden kırabiliyoruz. Bir gün yokluklarıyla karşılaştığımızda ise geçmişe dönüp keşke diyebiliyoruz.

Oysa hayatın en büyük zenginliği sahip olunan şeylerin çokluğu değil, sahip olunanların değerini görebilmektir.

Çünkü insan çoğu zaman avuçlarındaki çiçeği görmeden ufuktaki bahçelere bakar. Elindekinin kokusunu duyamadan uzaktakine ulaşmaya çalışır. Ve farkında olmadan mutluluğu gelecekte ararken bugünü tüketir.

Belki de huzur; daha fazlasına sahip olmakta değil, elimizde olanların kıymetini fark edebilmektedir.

Çünkü mutluluk çoğu zaman ulaşamadıklarımızda değil, her gün yanımızdan sessizce geçip giden güzellikleri görebilmektedir. 

Yorumlar