Bir şirketi güçlü yapan şey sadece yüksek cirolar, büyük ofisler ya da şatafatlı toplantılar değildir. Depodaki stok tükenir, kasadaki para azalır, piyasa değişir. Ama bir şey vardır ki bir kurumu ayakta tutar ya da sessizce çöküşe sürükler: insan kalitesi.
Bugün birçok insan iş hayatında aynı yanlışı yapıyor. Kendini göstermek yerine kendini saklıyor. Samimiyet yerine ezber cümleler kuruyor. İnsan olmaktan çok “kusursuz görünmeye” çalışıyor. Oysa insanların en çok yorulduğu yer tam da burasıdır.
Bir insanın karakteri, kriz anında ortaya çıkar. Çünkü gerçek kalite; CV’de yazan cümlelerde değil, zor zamanda sergilenen duruşta saklıdır.
Bazı insanlar konuşurken yalnızca kendini över. Sürekli başarı anlatır, sürekli güçlü görünmeye çalışır. Ama karşısındaki insan şunu arar:
“Bu kişi güven verir mi?”
“Zor zamanda yanında olunur mu?”
“İnsanlarla iletişimi nasıl?”
“Bulunduğu ortama huzur mu taşır, stres mi?”
İşte asıl mesele budur.
Bir iş ortamını değerli yapan şey yalnızca kurallar değildir. İnsanların birbirine nasıl davrandığıdır. Çünkü kötü bir şirket atmosferi, en yetenekli insanı bile zamanla tüketir. Sürekli baskının olduğu, insanların birbirini ezmeye çalıştığı, samimiyetin kaybolduğu yerlerde başarı uzun sürmez.
İyi bir çalışma ortamında insanlar hata yapmaktan korkmaz. Fikirlerini rahat söyler. Birbirinin açığını kollamaz. İnsanlar birbirine “rakip” gibi değil, aynı yükü taşıyan yol arkadaşları gibi davranır.
Bugün birçok kişi yalnızca maaşa yatırım yapıyor ama karaktere yatırım yapmıyor. Oysa güçlü ekipler; birbirine güvenen, saygı duyan ve birlikte büyümeyi bilen insanlardan oluşur.
Hayat şunu öğretiyor insana:
Herkes iyi gününde güçlü görünür. Önemli olan zor zamanda nasıl biri olduğundur.
Bazı insanlar çok konuşur ama hiçbir iz bırakmaz. Bazıları ise sadece bir davranışıyla unutulmaz hale gelir. Çünkü insan kalitesi; bilgiden önce vicdanda başlar.
Bir insanın karşısındakine davranışı, aslında kendi karakterinin aynasıdır. Güç eline geçtiğinde kibirlenen değil, insan kalabilen kişiler gerçek değeri taşır.
Ve belki de en önemlisi şu:
Hayatta herkes bir yere yetişmeye çalışıyor ama çok az insan gerçekten “iyi insan” olmaya çalışıyor.
Oysa insanın bulunduğu yere kattığı huzur, bazen bütün yeteneklerinden daha değerlidir. Çünkü bilgi geliştirilebilir, tecrübe kazanılabilir; ama karakter eksikse geriye sadece yorgun kalabalıklar kalır.
İnsanların birbirini gerçekten dinlediği, saygının kaybolmadığı, samimiyetin sahte gülüşlerden daha değerli olduğu ortamlar kurabilmek…
Belki de modern dünyanın en büyük başarısı artık budur.
Yorumlar