BARDAK BÜYÜDÜKÇE EKSİKLER GÖRÜNÜR

Bazı insanlar vardır; konuştukça her şeyi bildiğini hissettirir.
Bazılarıysa tam tersine… Öğrendikçe sessizleşir. Çünkü insan gerçekten öğrendikçe, dünyanın ne kadar büyük olduğunu fark etmeye başlar.
Bir bardağa birkaç damla su koyduğunuzda dolu görünür. Ama bardak büyüdükçe eksik kalan yerler daha belirgin olur. İnsan zihni de biraz böyledir aslında. Küçük bir bilgi bazen insana “her şeyi biliyorum” hissi verir. Fakat okumaya, yaşamaya, dinlemeye ve anlamaya başladıkça; aslında ne kadar az bildiğimizi fark ederiz.
Bu yüzden gerçek bilgelik çoğu zaman gürültülü değildir.
Daha sakin, daha mütevazı ve daha sorgulayıcıdır.
Dead Poets Society filminde öğretmen John Keating’in öğrencilerine söylediği bir cümle vardır:
“Hayata farklı açılardan bakmayı öğrenin.”
Çünkü insan sadece kitap okuyarak değil; başka insanların acılarını, sevinçlerini, korkularını anlayabildiği ölçüde büyür. Her yeni bakış açısı, zihnimizde yeni bir pencere açar. Ve o pencere açıldıkça şunu fark ederiz: Dünya, bizim bildiklerimizden çok daha geniştir.
Sokrates'in Savunması eserinde geçen ve yüzyıllardır unutulmayan o düşünce de tam bunu anlatır:
“Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir.”
İlk bakışta çelişkili gibi duran bu söz, aslında gerçek olgunluğun kapısını aralar. Çünkü insanın kendini tamamlanmış görmesi, çoğu zaman gelişimin durduğu yerdir. Oysa hayat sürekli değişiyor. İnsan değişiyor. Dünya değişiyor. Dün doğru bildiğimiz bir şeyin bugün eksik olduğunu anlayabiliyoruz.
Belki de bu yüzden en etkileyici insanlar, her yaşta öğrenmeye devam edenlerdir.
Bir çocuğun merakıyla soru sorabilenler…
Kendini haklı çıkarmaktan çok anlamaya çalışanlar…
“Ben oldum” demek yerine “Daha öğrenecek çok şey var” diyebilenler…
The Pursuit of Happyness filminde karakterin tüm zorluklara rağmen vazgeçmemesi sadece başarı hikâyesi değildir. Aynı zamanda öğrenmenin, düşüp yeniden kalkmanın ve insanın kendini sürekli geliştirmesinin hikâyesidir. Çünkü hayat bazen insana cevap vermeden önce uzun uzun soru sordurur.
Kitaplar da bunu fısıldar bize. İnsanlar da… Hayatın kendisi de…
Bir roman okurken başka bir insanın zihnine misafir oluruz. Bir yaşlının anlattığı anıda yılların birikimini duyarız. Bir çocuğun basit sorusunda bile unuttuğumuz bir gerçeği yeniden keşfedebiliriz.
Olgunluk belki de tam burada başlıyor:
Kendini büyük görmekte değil; öğrenmeye açık kalabilmekte…
Çünkü insan, bildikleri kadar değil; öğrenmeye devam ettiği kadar büyüyor. 🌿

Yorumlar