Yolda yürürken yazıyorum bunu. Kaldırım boyunca ilerlerken Şanlıurfa trafiğinin ne kadar tehlikeli, ne kadar gergin olduğunu aslında her gün görüyorum. Ama bugün özellikle durup baktım, dikkat kesildim. İnsan ister istemez içinden “bu kadar da olmaz” diyor.
Motorlu gençler desen, sanki yarış pistindeler…
Araçlar zaten ayrı bir telaşta, herkes bir yerlere yetişme derdinde ama kimse kimseyi görmüyor.
Bizim evin 250 metre ilerisinde bir kavşak var mesela. Kontrol yok, düzen yok. Şehrin her tarafı tümsek doluyken, orada tek bir tane bile yok. Yukarıdan gelenler otobana çıkmış gibi basıyor gaza. İnsan ister istemez soruyor: “Hiç mi düşünülmedi burası?”
Ama mesele sadece Urfa değil ki… Ülkenin birçok yerinde aynı tablo. Kalabalık arttıkça sabır azalıyor sanki. Trafikte, sokakta, caddede aynı acele, aynı gerginlik.
Yollar yıllar önce yapılmış, o günün şartlarına göre planlanmış. O zamanın nüfusu, o zamanın araç sayısı… Ama şimdi öyle mi? Şehir büyümüş, insan çoğalmış, araç katlanmış ama yollar aynı kalmış. Bu sadece bir yol meselesi değil artık; bu, insanın ruhuna dokunan bir sıkışmışlık hali.
Daralan yollarla birlikte insanlar da daralıyor. Korna sesleri, ani frenler, küçük tartışmalar… Hepsi birikiyor. Sonra en ufak şeyde patlıyor. “Coğrafya kaderdir” diyorlar ya, bazen düşünüyorum: Yanlış planlanan şehirler de insanın kaderini bozuyor.
Bir de işin teknoloji tarafı var. Araçlar daha konforlu, daha güvenli ama bu sefer de insanda bir “bana bir şey olmaz” hissi oluşuyor. Biraz daha hız, biraz daha risk… Sanki hata yapmayacakmış gibi davranılıyor. Halbuki direksiyonun başında hâlâ insan var.
Her gün bir kaza haberi görüyoruz. Tartışmalar, kavgalar, öfke… Neredeyse sıradanlaştı. Herkes acele ediyor ama kimse kimseye yol vermiyor. Oysa birkaç saniye sabretsek, belki de hiçbir şey olmayacak.
İnsan bazen şunu düşünüyor: Sorun sadece yol yapmakla çözülecek gibi değil. Biraz da bakış açısını değiştirmek gerekiyor. Trafik dediğimiz şey sadece araçlardan ibaret değil; içinde insan var. Saygı olmadan, sabır olmadan hiçbir şey düzelmez.
Belki de gerçekten biraz yavaşlamak lazım. Biraz daha anlayışlı olmak… Ve en önemlisi, karşımızdakinin de bizim gibi bir insan olduğunu unutmamak.
Çünkü mesele sadece bir yere varmak değil… İnsan kalabilmek.
BESTAMİ BOZKURT
Yorumlar