“Çocukluk sevinçlerinden yoksunluk, insan olmanın yolunu uzatır.”
Bu söz, sadece bir tespit değil; aynı zamanda kaybettiğimiz bir gerçeğin sessiz itirafıdır.
Çünkü çocukluk, hayatın en saf hâlidir.
Geçmişin yükünü taşımadan, geleceğin kaygısını bilmeden yaşamak…
Sadece anın içinde olmak…
İşte insanın en gerçek, en bozulmamış hâli budur.
Bugün dönüp baktığımızda fark ediyoruz ki; aslında en zengin olduğumuz zamanlar, hiçbir şeye sahip olmadığımız çocukluk günlerimizmiş…
Çocukluğunu doya doya yaşamış bir insan, geleceğinden korkmaz. Çünkü o, mutluluğun büyük şeylerde değil; küçük anlarda saklı olduğunu öğrenmiştir.
Bizim çocukluğumuzda bayramlar vardı…
Ama öyle sıradan günler değil; günler öncesinden başlayan bir heyecan, bir hazırlık, bir iç kıpırtısı…
Arefe gününün o telaşı…
Evlerdeki temizlik, mutfaktan gelen kokular, büyüklerin koşuşturması…
Ve bizim, yarın giyeceğimiz bayramlıkları düşünüp içten içe sevinmemiz…
Yeni bir kıyafet, belki sadece bir pantolon…
Ama bizim için bir mutluluk sebebiydi.
Hele o pantolon kumaşsa, üzerine güzel bir kazak da alınmışsa…
İşte o gün, kendimizi dünyanın en mutlu çocuğu sanırdık.
Kuzenlerle, arkadaşlarla çıkılan bayram gezmeleri…
Kapı kapı dolaşmalar…
Hem bayramlaşmak hem de o yeni kıyafetleri göstermek…
Basit ama tarifsiz mutluluklardı bunlar.
Bir bayram günü…
Çamlığın tepesinden aşağı koştuğumu hiç unutmuyorum. Kontrolsüzce hızlanmış, kendimi durduramamıştım. Ve sonra… bir taş… bir düşüş…
Yeni bayramlık pantolonum dizinden yırtılmıştı. Dizim kanıyordu ama canımı asıl yakan o değildi.
O pantolonun artık giyilemeyecek olmasıydı…
Çünkü o sadece bir kıyafet değildi; bir hayaldi, bir bekleyişti, bir bayram sevincinin parçasıydı.
Bayram; büyüklerin ellerini öpmekti.
Onların gözlerindeki sevgiyi görmekti.
Şekerleri biriktirmekti… cebimizde saklamak, istediğimiz an çıkarıp yemekti. Çünkü o şekerlere her zaman ulaşamazdık.
Fotoğraf makineleri yoktu belki…
Ama yüzümüzde hep bir gülümseme vardı.
Bayram; insanın insana daha çok yaklaştığı, kalplerin yumuşadığı, mezarlık ziyaretleriyle geçmişin hatırlandığı bir zaman dilimiydi.
Ama şimdi…
Bir şeyler eksik.
Çocuklar artık bayramlık heyecanını bilmiyor.
Çünkü her şey kolay ulaşılır oldu.
Beklemek yok, özlemek yok, hayal kurmak yok…
Ve belki de bu yüzden sıkça soruyoruz:
“Nerede o eski bayramlar?”
Aslında cevap çok açık:
O bayramlar, çocukluğumuzdaydı.
Bugün hayatın telaşı içinde kaybolmuş olabiliriz.
Geçmişin yükü, geleceğin kaygısı omuzlarımızı ağırlaştırmış olabilir.
Ama hâlâ elimizde çok kıymetli bir fırsat var:
Çocuklarımız…
Gelin bu bayramda onlara sadece yeni kıyafetler değil;
anılar hediye edelim.
Koşabilecekleri sokaklar, paylaşabilecekleri sevinçler, hissedebilecekleri gerçek bir bayram…
Küskünler barışsın.
Dargınlar sarılsın.
Kalpler yumuşasın.
Belki geçmişi geri getiremeyiz…
Belki o eski bayramları aynen yaşayamayız…
Ama bugünü anlamlı kılabiliriz.
Çünkü yanımızda hâlâ sevdiklerimiz var.
Ve unutmayalım:
Biz çocukluğumuzu yaşadık…
Ama çocuklarımız hâlâ yaşıyor.
Onlar için…
Bayram, gerçekten bayram olsun.
Yorumlar