Yıllardır deprem tatbikatı yapan
bir okul müdürü, aynı yöntemleri uygulamaktan sıkılmıştı. Öğretmenlere,
“Bu sefer öğrenciler teneffüsteyken sirenleri çalalım.” dedi.
Bazı öğretmenler itiraz etmek istese de müdür kararını uyguladı. Sirenler, öğrenciler teneffüsteyken çaldı ve müdür olan biteni izlemeye başladı.
Öğrenciler siren sesini duyar duymaz hızla sınıflarına koştu, sıraların altına girerek yaşam üçgeni oluşturdular. Öğretmenler de öğrencilerin peşinden koşarak sınıflara gitti.
Birkaç dakika sonra koridorlara çıkan öğrenciler tahliye edildi. Tatbikatın sonunda herkes başarılı bir çalışma yapıldığını düşündü.
Oysa öğretilen bilgilerin mütemadiyen aynı şekilde aktarılma çabası, bireyi memurlaştıran; onu körelten ve kabiliyetlerini zamanla deformasyona uğratan bir sistem hastalığıdır.
Toplumlar, sistemin dışına çıkabilen, farklı düşünme kabiliyetine sahip bireyler tarafından yönetilir ve yönlendirilir. Sistemi yırtmayı başarabilen insanlar, toplumlarda düşünsel bir intifada başlatabilir.
Teknolojik atılımlar, sağlıktaki gelişmeler, yapay zekâ serüvenleri ve bundan sonra toplumsal çığır açacak pek çok endikasyon; sistemleri delik deşik eden, özgünlüğe ve farklılığa yelken açan sistem mühendisleri tarafından inşa edilecektir.
Esaretin Bedeli filminde, uzun yıllar haksız yere hapiste kalan mahkûmlar zamanla dış dünyada kendi başlarına var olamayacaklarına inanırlar. Özellikle Brooks karakteri, özgürlüğüne kavuştuğunda karar alamaz, korkar ve hayata tutunamaz; çünkü hapishane düzeni ona “başka bir yaşam mümkün değil” düşüncesini öğretmiştir.
Brooks için öğrenilmiş çaresizlik, bir yaşam formatına dönüşmüştür.
Küçükken ayağına bağlanan ince bir ipi defalarca koparmaya çalışan fil, her denemesinde başarısız olur. Zamanla çabalamayı bırakır. Yıllar geçer, fil büyür; artık tek hamlede koparabileceği kadar güçlüdür. Ancak ip hâlâ ayağındadır ve fil denemeye bile gerek duymaz. Onu tutan artık ip değil, zihnine yerleşmiş çaresizliktir.
Ortadoğu, bunun binlerce örneğiyle doludur. Toplumlar derin bir öğrenilmiş çaresizlik yaşamaktadır. Herkes gözünü Silikon Vadisi’nden çıkacak teknolojiye dikmiş durumdadır.
Oysa Çin ve Güney Kore, sistemi yırtmayı başarmış iki güçlü örnek olarak öne çıkmaktadır.
Daron Acemoğlu ve James A. Robinson’un Dar Koridor adlı kitabında şu tespit yer alır:
“Devletin aşırı güçlü olduğu ve toplumun zayıflatıldığı rejimlerde bireyler zamanla hak talep etmeyi bırakır. Sürekli bastırılan itirazlar, sonuçsuz kalan girişimler ve cezalandırılan talepler, toplumda ‘nasıl olsa değişmez’ inancını yerleştirir. Böylece insanlar, baskı ortadan kalksa bile siyasal katılımdan kaçınır; bu durum kolektif ölçekte öğrenilmiş çaresizliğin yerleşmesine yol açar.”
Bakın Rusya’ya, bakın Ortadoğu halklarına, bakın muz cumhuriyetlerine…
İşte tam da bu noktada, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in önemi çok daha iyi anlaşılmaktadır.
Yorumlar