RAMAZAN GELDİ HOŞ SAFA GELDİ


Ramazan yine kapımızı çaldı.

Ama öyle bir misafir ki; yalnız kapıyı değil, kalbi de çalar.

Sokaklar aynı sokak, evler aynı evdir belki… Fakat hava değişir. Aynı rüzgâr eser ama daha yumuşaktır sanki. Aynı insanlar yürür yollarda ama yüzlerde başka bir sükûnet vardır. Çocuklar bile iftar saatini beklerken başka bir heyecan taşır. Hatta derler ya, sokaktaki hayvan bile Ramazan’ın gelişini hisseder; çünkü insanın kalbi yumuşadıkça eli de merhametle uzanır.

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) müjdelediği gibi bu ayda şeytanlar bağlanır. Yani bahaneler azalır. Kötülüğün fısıltısı kısılır. İşte tam da bu yüzden Ramazan, insanın kendi iç sesiyle baş başa kaldığı aydır. Dışarıdaki şeytan susar, içerideki nefis konuşur. Ve asıl imtihan orada başlar.

Marketlerde kurulan Ramazan reyonları, fırınlardan yükselen sıcak pide kokusu, iftara dakikalar kala sofralarda artan telaş… Bunların hepsi bir hazırlıktır. Ama en büyük hazırlık midede değil, kalpte yapılır. Çünkü oruç yalnızca aç kalmak değildir; oruç, kalbi fazlalıklardan arındırmaktır.

Gerçek oruç;

dilin kırmaktan uzak durmasıdır.

Gözün harama kapanmasıdır.

Elin haksızlığa uzanmamasıdır.

Ayağın yanlış yola gitmemesidir.

Yemek yememek kolaydır belki; asıl zor olan, aklına gelen her sözü söylememektir. Heyecana kapılıp bir kalbi incitmemektir. Nefsin “haklısın” dediği yerde susabilmektir. İşte Ramazan, bu susuşların eğitimidir.

Bir düşünün… Gün boyu aç kalan bir insan, akşam bir hurmayla iftar ederken neden bu kadar huzur duyar? Çünkü o lokma sadece mideye değil, sabra da değmiştir. O su sadece boğazı değil, kalbi de serinletmiştir. O an insan, nimetle olan bağını yeniden hatırlar. “Ben sahip değilim, bana emanet edilmiş,” der içten içe.

Ramazan geceleri ise ayrı bir âlemdir. Sahura kalkmak, uykunun en tatlı yerinden vazgeçmek demektir. Ama o vakitler, göğün kapılarının daha açık olduğu vakitlerdir. Bir teheccüd, karanlıkta edilen bir dua, sessizce okunan birkaç sayfa Kur’an… Bunlar insanın ruhuna işleyen izler bırakır. Çünkü Ramazan, Kur’an ayıdır. Kur’an’la geçirilen her dakika, kalbin üzerindeki tozu siler.

En az bir hatm-i şerif yapmaya niyet etmek; sadece bir hedef değil, bir arınma yolculuğudur. Her sayfa, içimizdeki bir düğümü çözer. Her ayet, unuttuğumuz bir hakikati hatırlatır.

Ama asıl mesele şudur:

Ramazan’da kazandığımız güzellikleri bayramla birlikte terk etmemek…

Şevval geldiğinde, şeytan salındığında, biz yine eski alışkanlıklarımıza dönüyorsak Ramazan bize uğramış ama biz Ramazan’a uğramamışız demektir. Oysa Ramazan, bir aylık misafir değil; on bir ayın öğretmenidir. Bizi eğitir, arındırır ve bırakır. Sonrası bizim sadakatimize kalır.

Bayram geldiğinde seviniriz. Evler şenlenir, gönüller açılır. Ama gerçek bayram; bir ay boyunca terbiye edilmiş bir kalple sabah namazına yürüyebilmektir. Gerçek bayram; nefsine biraz daha söz geçirebilmektir.

Ramazan, bize şunu öğretir:

İnsan aç kalınca değil, kalpsiz kalınca zayıflar.

İnsan susuz kalınca değil, merhametsiz kalınca yorulur.

Bu ayı dolu dolu yaşayalım. Sahurlarımızı ihmal etmeyelim. İftarlarımızı israfla değil, şükürle süsleyelim. Kur’an’ı yalnız raftan değil, hayatımızın merkezinden okuyalım.

Ve en önemlisi; Ramazan bittiğinde de içimizdeki Ramazan’ı bitirmeyelim.

Çünkü asıl kazanç, bir ay aç kalmak değil; bir ömür diri kalmaktır.

Yorumlar