HÜKÜM VERMEK AKLIN DURMASIDIR

Pazar günü bile kahvenizi içerken beyninizin ücralarında bir şeylerin sizi rahat bırakmadığını, düşüncelerden bir türlü fırsat bulup da anın tadını çıkaramıyorsanız yalnız değilsiniz.

Yarın düşüncesi, ertelediğimiz şeylerin yüküyle birleşince Pazartesi sendromu zannettiğimiz psikolojik stresimizi bin beş yüz skalasına taşıyor.

İnsanların kendi aralarındaki ikili ilişkileri, menfaatle birleşince ego gözlükleriyle yorucu bir modüle dönüyor ve çoğu zaman hayatı kastırıyor.

Hele zihin sürekli bir varlık yokluk kavgasının ortasında “karar alma durumları” ile her süreci menfaat-ego perspektifinde beyninin masasına yatırıyorsa kasabının bıçağını yalayan bir kurban gibi sürgit endişelerin tüm vücuduna metastaz yapması kaçınılmazdır.

Şöyle bir hikayeyi ben de yıllardır bu tür durumların ertesinde anlatır dururum:

Bir köyde yaşlı bir adam ve onun beyaz bir atı varmış. Köylüler bu ata hayranmış.
“Ne kadar şanslısın!” derlermiş.
Yaşlı adam ise hep aynı cevabı verirmiş:
“Bakalım.”

Bir gün at kaçmış. Köylüler üzülerek gelmiş:
“Ne büyük talihsizlik!”
Adam yine demiş ki:
“Bakalım.”

Birkaç gün sonra at, yanında bir sürü vahşi atla geri dönmüş.
Köylüler bu kez sevinmiş:
“Ne büyük şans!”
Yaşlı adam yine aynı:
“Bakalım.”

Adamın oğlu atları terbiye ederken atın üzerinden düşüp ayağını kırmış.
Köylüler:
“Eyvah, ne kötü bir olay!”
Adam:
“Bakalım.”

Bir süre sonra ülkede savaş çıkmış. Askerler köy köy dolaşıp sağlam gençleri askere almış.
Ama adamın oğlu sakat olduğu için askere alınmamış.

Köylüler bu kez hayretle:
“Meğer bu da bir şansmış!” demişler.

Yaşlı adam yine aynı sakinlikle cevap vermiş:
“Bakalım…”

  • Bir olayın iyi mi kötü mü olduğunu hemen anlayamayız.
  • Acele karar vermek, bizi yanlış yargılara sürükler.
  • Hayat, olayları zincirleme yaşatır; bugünün felaketi yarının nimeti olabilir.

Ama biz her olayın arkasından acele karar veriyoruz ve karar verdiğimiz zaman beyin düşünmeyi terk ediyor.

Halbuki satrançta kaybettiği sanılan usta bir oyuncunun rakibini öyle hamlelerle düşünemez hale getirip taşları öyle kritik noktalara taşıyarak son taşıyla rakibini alabora edebilir.

Karşıdaki kişi kendisine verilen yemleri sürekli “kazandım” menfaati ile görüyorsa ve düşünmeyi bırakıp akışına bir sonuç bağlamı odaklı yaşıyorsa en sonunda acı kayıp ile karşılaştığında bunu şanssızlığına bağlar.

Halbuki hayatın içinde karşılaştığımız olayların her birinin sonunda aklımızı karar almaya zorluyorsak rüzgarın önünde uçuşan yapraklar gibi savrulur gideriz.

Karar vermek aklın durmasıdır ve hamle yapmayı değil sürekli bir savunma refleksi geliştirmeyi destekler.

Hikayenin sonunda yaşlı adam şöyle diyor:

Sizler acele karar verme hastalığına tutulmuşsunuz. Her olayın sonunda “bu hayırlıdır”, “bu şanstır” gibi hükümler veriyorsunuz. Hüküm vermek aklın durmasıdır.

bestamibozkurt@gmail.com

BESTAMİ BOZKURT



Yorumlar