BİLMEDEN YARGILAMA


Arada bir televizyonda ya da bilgisayarda kısa filmlere denk gelirim. Beş-on dakika, bazen biraz daha uzun… Ama o kısacık süreye koskoca duygular sığdırmayı başarırlar. Geçenlerde izlediğim ve hemen ardından yazma ihtiyacı hissettiğim film de bunlardan biriydi: “Ön Yargı.” Yaklaşık dört dakika sürüyor; fakat etkisi çok daha uzun.

Film, sıradan bir sınıf sabahıyla başlar. Öğrenciler yerlerine oturmuş, dersin başlamasını beklemektedir. Kapı açılır ve bir öğrenci geç kalmış hâlde içeri girer. Üzerindeki kıyafetler biraz dağınıktır; nefes nefesedir. Öğretmen öfkelenir. Sınıf düzenini bozduğu için öğrenciyi azarlar ve eline sertçe vurur.

Sınıftaki diğer öğrenciler sessizce olanları izler. Geç kalan çocuk başını öne eğer. Kendini savunmaz, hiçbir açıklama yapmaz. Sanki bu muameleye alışkındır.

Ders çıkışında öğretmen okuldan ayrılırken bir sahneye tanık olur. Aynı çocuk, okul bahçesinde tekerlekli sandalyedeki engelli kardeşini büyük bir dikkatle itmektedir. Sabah neden geç kaldığı böylece anlaşılır. Kardeşini evden çıkarıp okula getirmiştir. Üstelik bunu her gün yapmaktadır.

Öğretmenin yüzündeki ifade değişir. Sabahki öfke yerini derin bir pişmanlığa bırakır. Çocuğun sessizliği artık başka bir anlam taşımaktadır. O an öğretmen yalnızca öğrenciyi değil, kendi aceleciliğini ve ön yargısını da görür.

Film tek bir cümle etrafında şekillenir:

“Bilmeden yargılama.”

İnsanların davranışlarının ardında çoğu zaman görünmeyen sebepler vardır.
Geç kalmak bazen sorumsuzluk değil, fedakârlık olabilir.

Kısa ama etkili finaliyle film şu soruyu bırakır zihnimizde:
Biz kaç kişiyi hikâyesini bilmeden yargılıyoruz?


Trafikte bazen çok hızlı giden araçların arkasından öfkeyle söylenen sözlere şahit oluruz. Ben ise içimden, “Allah yardımcısı olsun.” diye dua ederim. Çünkü kim bilir hangi aciliyet, hangi sıkıntı, hangi dert o insanı o hıza sürüklemiştir?

Trafikteki agresifliğin arkasında boşanma sürecinde yıpranmış bir eş, çocuğunu kaybetme korkusu yaşayan bir anne ya da baba, borç yükü altında ezilen bir insan, amansız bir hastalıkla mücadele eden bir hasta olabilir. Belki de tutunacak dalı kalmadığını düşünen bir çaresiz…

Bu yüzden, aşırı ya da sert bulduğumuz davranışlar karşısında insanları hemen zihnimizdeki hapishaneye atmamalıyız. Çünkü her insan, görünmeyen bir imtihanın içinden geçiyor olabilir.

Belki de kendimize şu cümleyi sık sık hatırlatmalıyız:

“Her yüzün arkasında anlatılmamış bir hikâye vardır.”

Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in dediği gibi:

Hiç kimse yok kimsesiz
Herkesin var bir kimsesi
Ben bugün kimsesiz kaldım
Ey kimsesizler kimsesi.

Yargılamak kolaydır.
Anlamak ise emek ister.

Yorumlar