Öğrenme tek boyutlu bir eylem değildir.
Öğrenme gerçekleşmesi için çok boyutlu bir öğrenme atmosferi oluşturulmalıdır.
Bu atmosferi oluşturan üç önemli ayak değişmez: Öğrenci-öğretmen-veli.
Veli-öğrenci işbirliği ile öğretmen arasında oluşturulan organizasyonun başaktörü öğretmendir.
Velinin ittirmesiyle uçuruma yuvarlanmaya çalışılan öğrenci öğretmeni bir gulyabani olarak görebilir.
Ancak öğretmenin sınıfını hayata açılan bir bahar bahçesi olarak gören bir öğrenci (veli yardımıyla) öğretmeni nevbahar olarak görür.
10 Ocak 2026 tarihinde Hilton’da yaptığımız bir seminerde konuşmacı olarak davet ettiğimiz bir veli şunları söyledi:
“14 yıldır bu okulun velisiyim bugüne kadar hiçbir sorunla karşılaşmadım, çok iyi öğretmenlerle karşılaştım.”
Bu bakış açısını o velimizin hayata olan pozitif ve onarıcı yönlerini gördükçe daha da anlamlandırdım.
Şöyle devam ediyordu:
“Sorunu olanları sistem dışına attı, ben de sorunsuzca çocuklarımda istediğim eğitim öğretimi gördüm.”
Bu bağlamda şunu söyleyebiliriz:
Öğretmeni sürekli sorgulamak, itibarsızlaştırmak öğrencinin öğrenme ortamına yapılacak en büyük kötülüktür. Kendi çocuğunu ajan gibi öğretmene ve arkadaşlarına karşı konsolide etmek çocuğun ileriki hayatında bu durumu kendi öz anne babasına çevirmeyeceğinin garantisi yoktur.
Öncelikle herkes kendi çocuğunun okulunu, sınıfını ve öğretmenini araştırarak iyice tatmin olduktan sonra güven duyarak vermeli, o güveni tam sağladıktan sonra çocuğuna da güvenini hissettirmeli. Çünkü çocuklar kendini güvende hissetmezlerse eğitim öğretim gerçekleşmez.
İkinci bir husus çocukların yerine velilerin mücadele etmesi de öğrenme atmosferini olumsuz etkiler. Çocuklar anne veya babalarının kendi yerine mücadele ettiğini görürse kendilerini yormazlar ve her şeyi başkalarının çözmesi gerektiğine inanmaya başlarlar. Kaç yaşına gelirse gelsin kendi problemini başkasına çözdürmeye çalışır. Bu durum kendi iradesini ipotek etmesi anlamına gelir ki dış etkilere açık olan çocuğun başına gelmedik kalmaz.
Eğer istiyorsak çocuklarımız ileride sağlam irade ortaya koysun ve kandırılmasınlar, o zaman bu hayatı tanımalarına olanak tanıyacağız ve kendi işlerini kendilerinin çözmelerinin önünü açacağız.
Üçüncü bir husus öğretmenin öğrencilere hata ve geri bildirimi, uyarıları baskı olarak görmek ve yeni tabirle mobing yapmak olarak görülmesi öğrenme atmosferini olumsuz etkiler.
Öğretmen, öğrenme atmosferinde olumsuzluk çıkaran öğrencileri uyarmak ve olumsuzluğu ortadan kaldırmak zorundadır. Tabii ki bunu doğru ve onur kırıcı şekilde yapmadan engellemek de öğretmenin kendi sorumluluğudur.
Dördüncü çok önemli husus çocuklara “kaç puan aldın?, kaç yanlış yaptın?” gibi tamamen sonuç odaklı, öğrenmeyi teşvik etmeyen, ne öğrendiğini sorgulamayan ve “falanca öğrenci şu kadar yapmış sen neden yapamadın?” gibi öğrenme atmosferini doğrudan olumsuz etkileyecek durumlar velilerin çocuklar üzerinde kurdukları çok yaygın olumsuzluklardan biridir.
Bunun yerine elimizden telefonu bırakıp çocuğumuzun psikolojisine iyi gelecek bir öğrenme atmosferini evimizde meydana getirip kitap okumayı, ders çalışmayı alışkanlık haline getirmesini sağlamalıyız.
Eğer bunu yapamıyorsak bunun sorumlusu olarak başka kimseyi suçlamamalıyız.
Eğer sonuç odaklı çalışırsak çocuklar bunu geneller ve gelecek hayatlarında ahlakiliğe değil sorunu en kısa yoldan çözebildiğine odaklanır. Mesele para kazanmaksa bunu legal-illegal değil en kestirmeden yapacağı yolları araştırır ve şu anda maalesef ülkemizde kısa yoldan para kazanma yaygın şekilde insanların gündeminde. Memur olup yıllarca para biriktirip ev ve araba almaya odaklı yaşamayı çok manasız bulan yeni nesiller ortaya çıkmaya başladı.
Eğitim öğretimin hedefi öncelikle bunlara çare bulmak olmalıdır. Öğretimden önce eğitim hedeflenmeli, bunun için de orta-uzun vadeli planlar yapılmalıdır.
EĞİTİMCİ YAZAR, ÖĞRETMEN
BESTAMİ BOZKURT
Yorumlar