ÖĞRETMENLİK ÜZERİNE NOTLAR






“Öğretmenlik kutsaldır” diye uzun zamandır devam edegelen bir motto var.


Bunu bizim çocukluğumuza gittiğimizde iliklerimize kadar hissederdik. Öğretmenlerimiz çok kıymet ifade eden dokunulmazlardı.



Ancak geçen on yıllar her şeyi yozlaştırdığı gibi öğretmenlik mesleğini de hasır altına attı.



Sosyal medyanın içerik üreticilerinin herkesin profesyonel influencer gibi içerik üretme ve insanlara ulaştırma kaygısı ahlaki erozyonun boyutlarını tehlikeli boyutlara ulaştırdı.



Çok takılmasam da instagramda karşılaştığım iki görüntü mesleğimizin itibarsızlığına indirilen en büyük balyozdu.



Bir yerde öğretmen sınıftayken öğretmeni takmayan öğrenciler ve dalga geçen üstelik bunu kameraya çekip instagrama atarak takipçi kasmaya çalışan insanımsıları gördük.



Başka bir video öğretmen elinde bardakla otururken biri gelip bardağın için para bırakıyor. Hayır yanlış anladınız ben öğretmenim diye karşılık verdiğinde, aa öyle mi dur biraz daha vereyim, vah vah! diyen biri maalesef acı gerçeği anlatıyor.



Ne demişler?



İzahı olmayanın mizahı olur.


&&&&&&&&


Yazın bizim çocuklarla geziyorduk. Bir kafeterya gibi bir yere geldik ve çocuklar için yiyecek bir şeyler olup olmadığını sorduk. Uygun bir şeylerin olduğunu öğrendik ve siparişi geçtik. Neyse tam oturacakken “hocam, beni hatırladınız mı?” diye bir ses duydum ve geriye döndüğümde az önce sipariş verdiğimiz kişi olduğunu gördüm. Eskiler “alıcı gözle bakmak” derlerdi “alıcı gözle baktım” ve dikkat kesilerek baktığımda tanıyamadığımı söyledim.



Hocam falanca zamanda falanca okulda siz bizim öğretmenimizdiniz benim adım filan dedi. İsmini hatırlamıştım ama üzerinden yıllar geçtiği için öğrencimiz çok değişmişti.



Sonra öğrencimizin kafeteryayı işlettiğini, evlenip çoluk çocuk sahibi olduğunu öğrendim.



Bu öğrencimin akademik olarak çok da başarılı olmadığını, genelde arka sıralarda oturduğunu hatırladım.



Akademik başarı gösteren öğrencilerimizle de karşılaşıyoruz zaman zaman, bir yerlere geldiğini veya halen okumakta olanlarla karşılaştıklarımız oluyor.



Sınıfın son sıralarında oturan öğrencilerimizin, akademik başarısı düşük olan öğrencilerimizin daha vefalı olduğunu bizzat gördüm.


Demek ki akademik başarı yükselirken ego ile eşanlı gidiyor ve yükselen ego her şeyi kendinden menkul zannedip onca emek vermiş öğretmenini değersizleştiriyor.



Matematik, fen sonradan öğretilebilir ancak bazı değerleri öğretmenin belli zamanları vardır. O değerleri tek başına öğretmen olarak vermeniz yetmiyor. Eğitim veli-öğretmen-öğrenci iş birliği ile şekillenen bir yapı. Sadece bir alana yoğunlaşmak diğer alanları ihmal etmek doğru değil.



Keşke her şeyden evvel her öğrenciye önce vefalı olmayı öğretebilsek…



Bazı anne babalar da aman çocuğum doktor olsun, şu olsun bu olsun diye çocuğa bastırıyor da bastırıyor, ihmal ettiği alanlarda daha sonra çok büyük pişmanlıklar yaşıyorlar. Vefa öğretilmediyse çocuk doktor vs. oluyor ama doktor olduktan sonra anne babayı unutuyor. Herkes bu süreci bir defa yaşadığı için bir defa pişmanlık yaşıyor ve pişmanlığının çığlıklarını duyuracak kimse de bulamıyor.

Vefa bilen çocuklar öğretmene kıymet vermeyi öğrenirse anne babaya kıymet vermeyi, insana kıymet vermeyi, topluma kıymet vermeyi öğrenir ve insanlığa faydalı birey olur. 

Öğretmene kıymet vermeyen çocuklar da ne yazık ki önce öğretmende oluşturduğu kıymetsizlik algısıyla anne-babaya sonra yakın çevresine sonra da topluma kıymet vermeyi kesiyor ve kıymet verilmesi gereken alanlarda nobranlık görülmeye başlanıyor.



“Öğretmen, gönüllere tohum eken bahçıvandır; vefa o tohumun yeşermesi, sadakat ise meyve vermesidir.”

Saygı duymadığın bir öğretmenin topluma etki etmesini de bekleyemezsin.

bestamibozkurt@gmail.com

BESTAMİ BOZKURT

Yorumlar