Romalı şair Horatius, Sermones’te şöyle der: “Quid rides? Mutato nomine, de te fabula narratur.” Yani şu: Niye gülüyorsun? Değişik isimlerle anlatılan senin hikayendir.
Teknolojinin laşek toplumsal yaşayışımızı mutasyona uğrattığı standart gerçektir. Ancak duyarsızlaşmayı da beraberinde getiren teknolojik rahatlığın empati yeteneğimizi de dünyada yaşanan savaşların da ve İslam dünyasında oluşturulan sefalet ve tahribatın da maalesef bir getirisi olarak “komşusu açken tok yatan, umrunda da olmayan toplum yaşantısı” kudemadan bu yana oluşan toplumsal kültürümüze ket vurmuştur. İslam toplumlarındaki bu duyarsızlaşmayı da sonuna kadar kullanan savaş lordları hem bilincimize hem de toplumsal gelişmişliğimize darbe üstüne darbe indirmektedir.
Oscarlı ünlü film Cesuryürek’te anlatıcı filmin hemen başında şu repliği patlatır:
“İngiliz tarihçiler benim bir yalancı olduğumu söyleyecekler; ama tarih, kahramanları asanlar tarafından yazılıyor.”
Patolojik bir vetire olarak 17-25 Aralık olaylarından sonra yargıya hesap vermekten kaçınan iktidar, dünya çapında eğitim hizmetleriyle meşgul olan gruba yönelik adeta cadı avı yürütmektedir. Mantık çöpe atılmış, vicdan kapı önüne bırakılmış, vefa halı altına süpürülmüştür. Halbuki düne kadar kendi evlatları da bu eğitim kurumlarında eğitim almış, canlarını ciğerlerini emanet olarak oralara bırakmışlardır.
Daha önce yazmış olduğum birkaç makalemde tekrar edegeldiğim “eğitim siyasetten tamamen arındırılmalıdır” nosyonu iyice anlam kazanmaya başladı. Eğitimi YÖK gibi dış etkilerden tamamen özerk bir kurum haline dönüştürmek gerekmektedir. Çünkü siyasetin ağır ve aksak kalibrasyonu eğitim öğretim üzerinde büyük bir tahribata ve hantallığa sebep oluyor. İnanın, bundan 15, 20 yıl önce teknolojinin ve kaynakların yetersizliği oranında eğitim öğretim bundan daha anlamlı gidiyordu. Kitap, araç gereç bunca gelişmemişti ama hedef skalaya daha hızlı ulaşılıyordu. Akıllı tahta çağında yaşıyoruz, dünya akıllı tahta ve nesnelerin interneti çağını yaşarken ve hızlı şekilde entegrasyonunu sağlıyorken bizde yüzde 10’a yakın akıllı tahta kullanılıyor.
Kullanılan akıllı tahtalar da büyük oranda operasyon üstüne operasyon yiyen cemaat okullarının. Dünya ve ülke çapında Türkiye eğitim skalasını yukarı çeken bu okullar siyasi iktidar tarafından polisleriyle hem de TEM, KOM, çevik kuvvet, özel harekat gibi terör ve toplumsal suçlularla uğraşması gereken polisler bu okullara operasyon üstüne operasyon çekiyor.
Çok trajikomik şeylerle karşılaşılıyor. Mesela Çöp tenekesinin yuvarlak değil dikdörtgen olması sorun ediliyor, kesikler için mavi renkli yara bandı bulundurulmaması problem oluyor. Kimi tabela da MEB yazısının solda olması gerektiğini söylüyor kimi merdivenlerin boyunu adımla hesaplıyor kimi bilgisayarların harddiskini kopyalayıp şayia varmış gibi göz dağı vermeye çalışıyor.
Bundan birkaç sene evvel Türkiye’de şu yaşananları olacak diye söylesek sen delirmişsin, olmaz böyle şey derlerdi haklı olarak. Aynı şekilde belki 20 sene sonra Türkiye’de şu yaşananlar gelecek jenerasyona aktarıldığında inanamayacaklar ve eğer kendi ailesinden biri bu olaylara karışmışsa belki soyadını değiştirecek belki “ben tanımıyorum” diyecek belki de benim öyle bir atam yok diyecek, bilmiyoruz. Ama müstekreh bir şekilde karşılayacağı kesin. Çünkü yapılan zulümdür, işi sadece eğitim olanlara yapılan mesnetsiz iddialar büyük bir toplum kesimi tarafından şeytanlaştırıldı, sorgulama mantığı gütmeden inandırıldı. Allahtan buna bizim toplumun bir kısmı hariç yabancılar tarafından alıcı bulunmuyor. Onca kapatma girişimleri yurtdışında fiyaskoya döndü.
Bülent Korucu Aksiyon’daki köşesinde şunları diyor:
“Psikolojik baskılar, meydanlardan hedef göstermeler işe yaramadığı için böylesine trajikomik yöntemler devreye giriyor. Vatandaş çocuğunun iyi eğitim alabileceği az sayıdaki okullar arasında gördüğü için çocuğunu gönderiyor.”
“Bakan Avcı o okulları kapattırmak istiyorsa çok kolay yolu var. Boko Haram gibi okul basarak ülkemizi rezil etmeden ve çocukların psikolojisini bozmadan halledebilir bu işi. Devlet okullarını söz konusu kolejlerin seviyesine getirsin, ertesi gün ilgisizlikten kapanır hepsi. Millet enayi değil o kadar para verip çocuk okutsun. Bunu başarmaktan acizsen, gemi batarken direk boyu ölçen bakan olarak tarihe geçersin.”
Entelektüel bir insan olan bakan Nabi Avcı nasıl da böyle girişimlerde bulunur? Dershaneleri kapatmak hangi aklın kabul edebileceği bir şeydir? Eğitim, hiçbir ülkede bu kadar aleni saldırı altında değildir. Devlet okulunda bakımsızlıktan üstüne lavabo düşen bir veli “keşke devlet okullarını da böyle denetleseniz de çocuğum sakat kalmasaydı” diye feryat ediyordu. Hakikaten devlet okullarının denetim mekanizması nedir? Özellikle kırsalda, köylerde yer alan okullar nasıl kontrol edilebilmektedir? Okulların ihtiyaçları giderilmekte midir? Allah aşkına bunları sorgulayan yok. Özel okullarda hiç kimse zorbalıkla okula kayıt ettirilmez. Veli, bir anlamda özel okula kayıt ettirmeye mecburdur. Çünkü az önce sorguladığımız şeyleri sorgulayan insanlar çocuklarını gelip özel okula kayıt ettirmektedir. Varlıklı insanlar demiyorum çünkü tek maaşla çalışıp zor bela okula kayıt yaptıran insanlar aklını yemiş insanlar değildir. Biz okuyamadık, bari çocuğumuz okusun adam olsun diyen insanlar devlet okulunu yetersiz gördüklerinden az buçuk imkan bulduysa getirip çocuğunu kaydettiriyor.
17-25 Aralık sonrası yaşanan bu süreç tarihe utanç vetiresi olarak geçecektir.
Önemli olan da şu olacaktır:
Hz İbrahim ateşlere atıldığında karıncanın biri ağzında bir damlacık su taşırken biri sormuş ne yapıyorsun sen diye. Karıncanın cevabı harikadır: Biliyorum bu su ateşi söndürmeyecek ancak safımız belli olsun. Herkes bulunduğu safa dikkat etmeli.
Son olarak bir darb-ı meselle sözümüzü bitirelim:
Tüm çocukları katletseniz de kaderde var ise bir Musa çıkacaktır bir yerden!
Yorumlar